top of page

YARATICILIK ve TASARIMDA STRÜKTÜR

Ekim ayında İTÜ’de İç Mimarlık öğrencilerine verdiğim konferansı Blog’umda sizlerle paylaşmak istedim. Bu keyifli geçen sunumda yaratıcılık ve tasarımda strüktür konusunun yanı sıra bazı terimler de geçmekte. Sunumda dikkatinizi çekecektir. Bu terimler: Strüktür, Dekonstrüktivizm, Post-modernizm, profil, payanda, tonoz, Enstalasyon, Art nouveau, Organik formlar, Post-human, inter-disipliner, patern


KONFERANS: Bugünkü konumuz yaratıcılık ve tasarımın kesiştiği alanda strüktür. Bunu mimarlık, enstelasyon, ürün tasarımı ve moda tasarımı örnekleriyle göreceğiz.




Bu yapı New York’da bulunan Guggenheim müzesi. Mimarı Frank Lloyd Wright. Strüktür olarak dairesel bir forma sahip. En üste çıktığınızda hiçbir engelle karşılaşmadan alt kata kadar eserlere bakarak inebiliyorsunuz.










Aşağıda da kesitini görebiliyorsunuz. Bir sonraki mimar daha yakın tarihten. Irak asıllı bir kadın mimar; Zaha Hadid. 5 sene evvel vefat etti.





Şimdi gördüğünüz örnek Haydar Aliyev Center. Akışkan bir form görmekteyiz. Post-modern’de Dekonstrüktivizm olarak örnek gösterilmekte. Yani modern sonrası. Dekonstrüktivizm ise karmaşık strüktürel sistemin düzensizliği üzerine oluşuyor.



Baktığımızda dik kenarlı olmasını beklediğimiz bina akışkan ve organik biçimde çözümlenmekte.

Yine bir sonraki örnek Zaha Hadid’e ait. Guangzhou Opera House. Çin’de bulunmakta ve kaya biçiminde iki yapıdan oluşmakta.








Yine dalgalı ve kıvrımlı formlara sahip. Çelik strüktür örtüşen granit profiller kullanılmakta. Ayrıca pürüzlü yüzeyler de kullanılıyor ki bu da aşınmış kaya izlenimini vermekte. Çünkü bu yapı şehri ikiye bölen nehrin hemen kıyısında. Burada da aklımıza yapının nerede olduğunu ve mekanın, lokasyonun strüktüre nasıl etki edebileceğini görmekteyiz. Son Zaha Hadi örneği ise Morpheus Hotel. Makau’da bulunmakta. Burası Çin’in güneyinde. Formu Çin’in geleneksel oyma sanatından esinlenilmiş. Tasarımdaki üçgen profillere sahip Opera Binasına geometrik açıdan benzerlik gösterse de burada yapıyı tümüyle kaplayan ve kesilerek çıkarılan kaplama bir strüktür görmekteyiz.









Daha eskiye gelirsek... Gaudi. Çoğu mimarlık öğrencisinin favori mimarı. Gaudi bambaşka bir sanat akımına ait. Bu akım Art Nouveau. Bu akımda organik formlar kullanılıyor. Doğadan esinleniliyor. İlk örnek aşağıda görüldüğü üzere; Casa Battlo.







İkinci örnek ise Casa mila. Düz ve keskin çizgiler asla bulunmamakta. Çünkü doğada düz çizgi yok.








Son Gaudi örneği ise La Sagrada Familia. Gaudi 1926’da ölmesine rağmen 100 sene geçti ama inşaatı bitirilemedi. Bir bölüm ise 2010’da ibadete açıldı.









Aşağıda da La Sagrada Familia’nın iç kısmını görebiliriz. Taşıyıcı strüktüre dikkat etmek gerekli. Payandalar kaldırılmakta ve tonoz ve eğik sütunlarla strüktür oluşturulmakta.







Hatta Gaudi bunun maketini tel, kum torbaları ve çadır beziyle oluşturduğu ve ters çevirince yük dağılımını veren asma maketlerle deniyor. (Payandalar düşey taşıyıcıyı dengede tutmak için dayanaktır. Tonoz ise kemerlerden oluşan tavan örtüsüdür.

Şimdi ise sıra Hint asıllı İngiliz heykeltraşta. Enstalasyonlarıyla tanınmakta. Enstalasyon yani yerleştirme; mekanı ve insanı göz önünde bulundurarak yapılan tasarımlar olarak düşünebiliriz. Burada da izleyici strüktürün içinde. İç mekan görselinden yola çıkarak tasarımın dış görünüşünü hayal edebiliyor muyuz? Yüksekliğini, genişliğini, formunu, rengini? Beijing’de sergilediği bu enstalasyonun dış görünüşü de bu şekilde:

Anish Kapoor’u sadece heykeltraş olarak değil enstelasyon sanatçısı olarak da düşünebiliyoruz. Yani burada mekan da önem kazanmakta. Bu ayna çalışmaları da yine aynı müzede yer alıyor. Strüktürü öyle tasarlamış ki hem kendi başına ayakta kalıyor hem de mekanı kendi strüktürüne dayalı olarak yansıtıyor. Bu yansıtmayı yaparken de aslında mekanla bütünleşiyor. Anish Kapoor’un diğer çalışmasına örnek bu sefer de İngiltere’den ve dış mekanda. İçbükey ayna ile bulunduğu yeri gökyüzüne çekiyor ve yere indiriyor. Bir önceki örnek iç mekan ve açı anlamında mekanla bütünleşmekteydi. Burada ise gökyüzü yere inmekte. Son Anish Kapoor örneği ise sanatçının eskiz defterlerinden oluşmakta. Sunuma bir parantez açmak isterim. Eskiz defterleri sanatçı ve tasarımcıların yola çıktıkları ilk basamakları kapsar. Ve fikirlerin doğması, gelişmesi anlamında çok önemlidir.

Philippe Starck. Bu bir heykel mi yoksa bir obje mi?

Juicy Salif, Philippe Starck’ın en ünlü tasarımlarından. Form ve fonksiyon açısından bakarsanız form fonksiyonu takip etmekte. ‘Form follows function’ ileride de sıklıkla duyacağınız bir tasarım bakış açısı. Limon suyunun yer çekimiyle tek noktada dağılmadan toplanması ve üç noktanın da en sağlam yüzeyi oluşturması söz konusu. Tıpkı tripod gibi ya da şövale gibi üç noktadan yere basması söz konusu. İki nokta ile ayakta duramama veya dört nokta ile dengesizleşme ihtimali belirmekte. Sunumun son sanatçısı ise Iris van Herpen. Moda tasarımından örneklere bakmaya başlıyoruz. Van Herpen Hollandalı bir kadın tasarımcı. Post-human karakteristikleri olan tasarımlar yaratmakta. Yani insan sonrası. Buarda teknoloji ile değişik materyallerle insanın dönüşümü söz konusu. Van Herpen değişik alanlardan gelen insanlarla çalışmakta. Yani inter-disipliner. Sanatçılarla, mimarlarla, bilim insanlarıyla ve mühendislerle iş birliği yaparak projeler geliştirmekte. . Sensory Seas koleksiyonunda İspanyol bir nöroanatomistin çalışmalarından ilham almakta. Merkezi sinir sisteminin mikroskop altında illüstre edilmesinden yola çıkıyor.

Van Herpen de insanın duyusal sürecinin okyanuslardaki ekolojiyle etkileşimini ele almakta. Ludi Naturae isimli koleksiyonunda ise bir evvelki koleksiyonundan çok farklı bir bakış açısı bulunmakta. Havada fotoğrafçılık eserlerinden ilham alınmış. Kuşbakışı olarak doğal ve insan yapımı manzaralar işlenmekte. Son Van Herpen Slaytına geldiğimizde ise Between The Lines yani satır araları. Strüktürün fiziksel ve dijital dünyadaki kusurları üzerine bir koleksiyon. Strüktürün kendisine odaklanmaktansa strüktür arasındaki boşluklara odaklanarak şekil vermekte. Bu patenler de vücut perspektifini azaltıyor ya da gizliyor. Paternleri oluşturup değiştirerek gözün perspektifi yanıltıyor ve yeni patenler algılamasına sebep oluyor. Hazırlayan: Dr Deniz Kireç

0 views0 comments

Recent Posts

See All

Comentarios


bottom of page